Çatık kaşlarına gurban olduğum Ömerim, yazını Ğ dergisi ekibi olarak tarifsiz duygular içersinde okuduk. Arada kızardık, bozardık ama kızmadık(çok); ne de olsa ayarsız sallamak polemikçiliğin şanındandır.
Baştan söyleyelim edebiyat dergisi deyince sen ne anlıyorsan biz de onu anlıyoruz be Ömerim, girişte ifade ettiğin kadar saf değilsek iki gözümüz önümüze aksın. Sen biz de o saflığı görmemiş, celallenmişsin ne yapalım başa gelen çekilir…
“Kapak tasarımından mizanpajına kadar aynı zevksizliğin ürünü” bir derginin ekibi olarak biz yargını senin zevksizliğine veriyoruz bu kesin. Biz senin yargını düşünürken, sen de seninkini bir tart bakalım olma mı?
Akabinde nasıl manifesto yazılmayacağını gösteren bizlere bu işin doğrusunu bi göster gurban olduğum, eline mi yapışır? Bir manifesto yaz, bir dergi çıkar, beğenmediğin şairlerimizden birinin dizeleriyle ifade edecek olursak, “hicap duy, martı tart, elini dardan kaldır”.
Hani Erzurumluların dediği gibi “yap da görek” Ömer, yap da görek! Yap da, “kafa yormayı, düşünmeyi, araştırmayı ve bilgilenmeyi, göze alamayan” bize haddimizi bildir!
Ünlemi koyunca aklıma geldi Ömerim:
O nasıl bir ünlem kullanışı be Ömerim. O nasıl bir kıvraklık, ne harika bilekler, vücut çalımları…
Koyduğun her ünlemde, meydanlarda halkını coşturan beyaz gömlekli siyasetçi görüntüleri uçuştu zihinlerimizde. Her ünlem kendinden önceki kelimeyi, kelimenin sonundaki harfi uzattı da uzattı. Bize mütemadiyen küfrettiğini unutabilsek biz bile alkışlayaduracaktık gurban olduğum.
Laf arasında şunu da söyleyiverelim Ömer; tırnak içine bir ifade alıyorsan, o ifadeyi bozamazsın. Bozuyorsan tırnak içine alamazsın. O zaman o ifadeyi tırnak içine almış değil, tırnaklamış olursun. Biz bilgi, kuram ilhamı bozar değil, boğar dedik be Ömer, tırnakları-nı- ne biçim kullanıyorsun?
Düşünmeyi, araştırmayı ve bilgilenmeyi göze alamayan” biz, bunu niye yaptığımızı çok ama çok merak ettik. Bu ne yaman çelişki Ömer! Biz niye cahiliz, biz niye böyleyiz Ömer?
Buraya kadar herşey tamamdı da Ömer, “bütün şiirlerde ‘gece’, ‘gül’, ‘eller’, ‘sevgili’ kelimelerine rastlamak mümkün” cümleni okuyunca güle güle (yine mi gül?) öldük be Ömer! Yine de gül-mezdik ama aramızdan bir densiz “La dinime küfreden müselman olsa” deyince orada koptuk…
Ne yaptın Ömer? O nasıl genellemeler öyle. Hadi biz “kırılgan, duygusal, eksik” gençleriz, senin gibi inceleme-araştırmalar yazan bir şaire yakıştı mı gurbanım?
Aynı sayıda “Demir” adlı şiirin yayımlanmış. Bu şiir bizim dergimizde, Ğ’de yayımlansaydı sen ne derdin diye düşündük bir an için. Senin arabesk, klişe, romantik, duygusal diye yaftalayacağın ifadeleri aşağıya not ettik çatık kaşlım.
“iz kalır, acı(üç kere), tenha yollar, acılı anlar, dertli gözler, gözler, eda, acı verir insana, terk eder insanı, sıkılmışcasına, olmamışcasına, tenha sokaklar, adımbaşı insan, adım başı sevinç, çorapsız çocuk, birlikte gülmek, onulmaz yara, sızlayan yara, özlem, dağın dorukları, bitmeyen şiir…”
Son kıtayı okurken bir de melodi yükselmez mi, zaten açık olan bilgisayarın zalim hoparlörlerinden;
“Ah o gemide ben de olsaydım/açık denizlere yol alsaydım”
Sonra?
Sonrası canının sağlığı be çatık kaşlım. Ellerine yüreğine, öfkene gurban!
Not: İlhami Çiçek’i pısırık şair ilan ettiğinden beri seni merak eder dururduk. Tanıştık iyi oldu Ömer.
*Fayrap dergisinin 12. sayısındaki(Şubat 2009) Ömer Yalçınova imzalı “Ömer’in çatık kaşları isimli şiirden esinlenilmiştir.”