Archive for Ekim, 2009

  • 4. sayı: “bu kuş dilidir, bunu Süleyman bilir”

    7

    4ncu Sayi Kapak

    bu sayıda:

    dünyaya sözlerimdir 5 •
    roman’ın son oğlu 6 •
    om mani padme hum-a.h.çelebi 11 •
    addas’ın sunmadığı üzüme sitemdir 12 •
    günsüzeş 14 •
    mayın 17 •
    2000’li yılların öyküsü-soruşturma 18 •
    2000’li yılların öyküsü 30 •
    luzır 34 •
    gerçek bilgi 40 •
    şişedeki adam-feyyaz kayacan 42 •
    nasıl ay? 45 •
    vindobona dergisi 46 •
    günaha son çağrı-n.kazancakis 49 •
    perde 50 •
    hapishane notları 52 •
    ayşe 54 •
    gölge 57 •
    uykuların doğusu h.a.toptaş 58 •
    anlar 60 •
    şapka hırsızı 62 •
    sahipsiz şehir korosu 67 •
    bir kayboluşun sırrını çözecek röportaj 69 •
    ruznâme 74 •
    şems’in kuyuya atılmasının mevlana’ya haber edilmesi bahsidir 77 •
    pinpon hikâye 78 •

  • 4. Sayı Soruşturma

    0

    2000′li Yılların Öyküsü:

    İşte en az 1000 yıldır beklenen 2000′lerin ilk on yılını geride bıraktık. O basmakalıp deyimle söylemek gerekirse, zaman su gibi akarken sıra geride bıraktıklarımızın çetelesini tutmaya geldi bile. Hakkında istatistik tutulacak, kesin listeler oluşturulabilecek en zor alanın edebiyat olduğunu bile bile; hafızaları tazelemek, belki gözden kaçırılan, ismi zikredilmesi gereken en az bir ismi olsun yeniden su yüzüne çıkarabilmek adına Kasım Aralık sayımızda siz değerli öykücülerimizden ve öyküyü kendine meşgale edinmiş olanlardan 2000-2010 yılları arasında en beğendikleri eser ve isimlerini öğrenmek derdine düştük.
    Bu minvalde iki soru hazırladık.

    1. Geçtiğimiz on yılda en beğendiğiniz Türkçe yazılmış on öykü/öykü kitabı ve öykücünün ismini sıralayabilir misiniz?

    2. Bu on yılın öykü alanında çok kısa bir muhasebesini yapabilir misiniz?

  • ÇATIK KAŞLARINA* GURBAN OLDUĞUMUZ YA DA ÖMER YALÇINOVA

    6

    Çatık kaşlarına gurban olduğum Ömerim, yazını Ğ dergisi ekibi olarak tarifsiz duygular içersinde okuduk. Arada kızardık, bozardık ama kızmadık(çok); ne de olsa ayarsız sallamak polemikçiliğin şanındandır.

    Baştan söyleyelim edebiyat dergisi deyince sen ne anlıyorsan biz de onu anlıyoruz be Ömerim, girişte ifade ettiğin kadar saf değilsek iki gözümüz önümüze aksın. Sen biz de o saflığı görmemiş, celallenmişsin ne yapalım başa gelen çekilir…

    “Kapak tasarımından mizanpajına kadar aynı zevksizliğin ürünü” bir derginin ekibi olarak biz yargını senin zevksizliğine veriyoruz bu kesin. Biz senin yargını düşünürken, sen de seninkini bir tart bakalım olma mı?

    Akabinde nasıl manifesto yazılmayacağını gösteren bizlere bu işin doğrusunu bi göster gurban olduğum, eline mi yapışır? Bir manifesto yaz, bir dergi çıkar, beğenmediğin şairlerimizden birinin dizeleriyle ifade edecek olursak, “hicap duy, martı tart, elini dardan kaldır”.

    Hani Erzurumluların dediği gibi “yap da görek” Ömer, yap da görek! Yap da, “kafa yormayı, düşünmeyi, araştırmayı ve bilgilenmeyi, göze alamayan” bize haddimizi bildir!

    Ünlemi koyunca aklıma geldi Ömerim:

    O nasıl bir ünlem kullanışı be Ömerim. O nasıl bir kıvraklık, ne harika bilekler, vücut çalımları…

    Koyduğun her ünlemde, meydanlarda halkını coşturan beyaz gömlekli siyasetçi görüntüleri uçuştu zihinlerimizde. Her ünlem kendinden önceki kelimeyi, kelimenin sonundaki harfi uzattı da uzattı. Bize mütemadiyen küfrettiğini unutabilsek biz bile alkışlayaduracaktık gurban olduğum.

    Laf arasında şunu da söyleyiverelim Ömer; tırnak içine bir ifade alıyorsan, o ifadeyi bozamazsın. Bozuyorsan tırnak içine alamazsın. O zaman o ifadeyi tırnak içine almış değil, tırnaklamış olursun. Biz bilgi, kuram ilhamı bozar değil, boğar dedik be Ömer, tırnakları-nı- ne biçim kullanıyorsun?

    Düşünmeyi, araştırmayı ve bilgilenmeyi göze alamayan” biz, bunu niye yaptığımızı çok ama çok merak ettik. Bu ne yaman çelişki Ömer! Biz niye cahiliz, biz niye böyleyiz Ömer?

    Buraya kadar herşey tamamdı da Ömer, “bütün şiirlerde ‘gece’, ‘gül’, ‘eller’, ‘sevgili’ kelimelerine rastlamak mümkün” cümleni okuyunca güle güle (yine mi gül?) öldük be Ömer! Yine de gül-mezdik ama aramızdan bir densiz “La dinime küfreden müselman olsa” deyince orada koptuk…

    Ne yaptın Ömer? O nasıl genellemeler öyle. Hadi biz “kırılgan, duygusal, eksik” gençleriz, senin gibi inceleme-araştırmalar yazan bir şaire yakıştı mı gurbanım?

    Aynı sayıda “Demir” adlı şiirin yayımlanmış. Bu şiir bizim dergimizde, Ğ’de yayımlansaydı sen ne derdin diye düşündük bir an için. Senin arabesk, klişe, romantik, duygusal diye yaftalayacağın ifadeleri aşağıya not ettik çatık kaşlım.

    “iz kalır, acı(üç kere), tenha yollar, acılı anlar, dertli gözler, gözler, eda, acı verir insana, terk eder insanı, sıkılmışcasına, olmamışcasına, tenha sokaklar, adımbaşı insan, adım başı sevinç, çorapsız çocuk, birlikte gülmek, onulmaz yara, sızlayan yara, özlem, dağın dorukları, bitmeyen şiir…”

    Son kıtayı okurken bir de melodi yükselmez mi, zaten açık olan bilgisayarın zalim hoparlörlerinden;

    “Ah o gemide ben de olsaydım/açık denizlere yol alsaydım”

    Sonra?

    Sonrası canının sağlığı be çatık kaşlım. Ellerine yüreğine, öfkene gurban!

    Not: İlhami Çiçek’i pısırık şair ilan ettiğinden beri seni merak eder dururduk. Tanıştık iyi oldu Ömer.

    *Fayrap dergisinin 12. sayısındaki(Şubat 2009) Ömer Yalçınova imzalı “Ömer’in çatık kaşları isimli şiirden esinlenilmiştir.”